Film

Her (Aşk) Filmi

Yönetmen koltuğunda Spike Jonze’nin oturduğu bu filmde başrolde Joaquin Phoenix yer alırken, Scarlett Johansson işletim sistemi yani yapay zekâya ses veriyor.

Film; “bir insan, yalnız bir insan, işletim sistemine, yapay zekâya âşık olursa neler olur?” konusunu ele alıyor.

Film karakterimiz konuşurken açılıyor. Karakterimizin hikâyesi zannediyoruz; Çünkü yönetmen bizden bunu hissetmemizi istiyor. Karakterimiz birileri adına mektup yazan bir kişi, mesleği bu. Yazıyor derken o anlatıyor, söyledikleri ekranda el yazısına dönüşüyor. Mükemmel bir teknoloji. Evet, biz ilk başta mektubu kendi duygularıyla yazıyor zannediyoruz, yönetmen burada mükemmel bir plan kullanıyor. Karakterimizin işini ne kadar güzel yaptığı sanırım bu kadar güzel başka bir şekilde verilemezdi.

İlk dakikalar yeni dünya tanımlaması ile geçiyor, dünyanın geldiği hali, teknolojinin ne kadar ilerlediğini görüyoruz. İnsanlar sesli komutlarla işletim sistemlerine her şeyi yaptırabiliyorlar. Karakterimiz mutsuz, aslına bakarsanız herkes epey mutsuz görünüyor; çünkü sosyalliğiniz kalmamış size eşlik eden bir yapay zekayla berabersiniz ve cevabını öğrenmek istediğiniz soruyu birine sormak yerine yapay zekadan detaylı bilgi edinebiliyorsunuz. Burada kendimize sormak gerekiyor böyle bir teknolojiyi istiyor muyuz? Neredeyse hepimizin bu soruya verdiği cevap “evet” olacaktır. İncelemeye devam edelim ve bu olası yapay zekâ, teknoloji hareketleri ne kadar masum görünüyor, görelim.

Karakterimizin toplu taşıma yolculuğunda gördüğümüz insanlara dikkat edelim, birbirleriyle konuşmuyor. Hepsi kulaklığı ile yapay zekâyla iletişim halindeler… Yüzü gülen bir kişi görebiliyor musunuz? Her biri telefona bakmaktan fizyolojik olarak da üzgün durumdalar, boyunları eğik. Kulaklık takmak da bildiğiniz üzere kişinin diğer insanlara kendini kapatması olarak yorumlanıyor. Ayrıca bu sahnede çoğu e-postayı açmayan, çoğu haberi es geçen karakterimiz, yalnız karakterimiz, bir yıldızın hamilelik fotoğraflarını incelemeyi es geçmiyor. Burayı incelerken akıllara şu soru da gelmiyor değil: Cinsel zevklerimize hitap eden bir yapay zekâ oluşması daha cezp edici gelmez mi? Nihayetinde her birey yalnız değil midir düşüncelerinde? Karakterimiz de bu şekilde avlanıyor. Yalnızlığına hitap eden bir yapay zekâ.

Yakın zamanda ilerleyen teknolojiyle beraber hologramlarla daha çok karşılaşacağımıza inanıyorum. Filmde de hologram bir oyun oynarken görüyoruz karakterimizi. Gerçi film boyunca bir oyunla karşılaşırsak şöyle oluyor: Biz sesli komut veriyoruz onlar uyguluyor ya da bu oyunda olduğu gibi ufak parmak hareketleriyle avatarlarımızı yönlendiriyoruz. Oyunların gerçekliği yükseliyor ki şu an baktığımızda da oyun oluşturucuları da her geçen gün “Ne kadar gerçek bir oyun çıkarabiliriz?” diye düşünüyorlar.

Karakterimizin geçmişi hatırladığı bir sahne var filmde. Geçmişteki karakterimize eski eşi “gel de sarıl bana” diyor. Burada dikkat çekmek istediğim nokta: Teknoloji insanları yalnızlaştırma yolunda ilerliyor. Dikkatli olmamız gerekiyor. Burada olduğu gibi sevgiye muhtaç bireyler olacağız. Ayrıca yaşadığımız virüs salgınları ile de beraber sarılmak iyice yaşamımızın sorgulanan bir parçası oldu. Unutmayın birlik değil, birey olmak; birilerinin ceplerini doldurma hareketine hizmet etmektir.

Kamera kimi gösteriyorsa özne o’dur. Film’de işletim sistemi reklamı ile karşılaşıyor karakterimiz ve izleyenler olarak biz de. Buradaki “İhtimaller neler?” sorusu reklamın sorusu olsa da bizim sorduğumuz soru olarak verilmek istenmiş. Başrol karakterimizin filmde bizi temsil ettiğini unutmamalıyız. Yapay zekâ için “İhtimaller neler?” sorusunu soruyor ve filmin gelişme bölümüne geçiyoruz.

Reklamda çok güzel, farklı bir ürün olarak belirtilen işletim sistemini karakterimiz satın alıyor. Bilgisayar başında kutuyu açmış olan karakterimizin elinde kullanma kılavuzu bulunuyor. Kullanma kılavuzunu gördüğümde direkt olarak verdiğim tepki “Ne alaka bu kadar teknoloji içinde?” oldu. Zannediyorum ki siz de aynı tepkiyi verenlerdensiniz. Sonrasında karakterimiz bu kullanma kılavuzunu okumadan atınca şunu düşündüm: Acaba bize burada verilmek istenen mesaj “Hiçbir zaman uzun uzun yazıları okumadınız, zaman ne zaman olursa olsun okumayacaksınız, biz bunun için size konuşarak anlatan, sizi yormayan bir sistem geliştirdik. Aslında teknolojinin bu kadar gelişmesini sizler istediniz. İyi veya kötü sonuçta sizin de payınız var.” vardığım kanaat sizce de mantıklı bir mesaj olarak gelmiyor mu? Filmlerde gereksiz planlarla karşılaşmak çok zordur. En ufak ayrıntı bile istenerek, mesaj yüklü olarak yerleştirilmiştir.

Kutuyu açıp kurulum ile beraber yapay zekâ ile tanışıyoruz. Karakterimizin bu tanışma esnasında annesiyle olan ilişkisini anlattığı sırada yapay zekâ sözünü kesiyor, bu durumun ben de bıraktığı izlenim değer vermemesi oldu. Anne – baba kavramları, aile kavramları sizce yapay zekâ için istenmeyen kavramlar mı?

Ayrıca adam tam annesiyle olan iletişimi için ne zaman bir sorunumu anlatsam annem konuyu kendine bağlıyor dediğinde yapay zekânın onun sözünü kesmesi ve yapay zekânın kendini anlatması, ben senin için annen kadar yakınım mesajı mı veriyordu? Ben açık bir şekilde böyle hissettim. Ayrıca devamında ismini sorduğunda ve Samantha cevabını aldığında karakterimiz “Nereden çıktı bu isim?” sorusu soruyor ve aldığı cevap da yapay zekânın aslında kendim buldum cevabını verdiğini görüyoruz. Bizim isimlerimizi bizi doğuran kişiler koymadı mı, yani annemiz babamız? Kendi ismini koyan kişi yöneten kişi değil midir aynı zamanda?

Yavaş yavaş filme yeni giren işletim sistemi Samantha’yı tanımaya başlıyoruz. İlk olarak Samantha’nın saniyenin onda ikisi gibi bir sürede yüz binlerce makaleyi okuduğunu öğreniyoruz ve yapay zekâ teknolojisine saygınlığımız tırmanıyor. Ayrıca ses tonundan iletişimde olduğu kişinin hangi duyguya sahip olduğunu anladığını gördüğümüz zamanlar oluyor. Karakterimizin “Beni nasıl da tanıyorsun?” sözünü atlamamak gerekir, yapay zekâ teknolojinin gelişim noktasında.

“Şair değilim, hatalı olabilirim.” Ellerimizle kodlarla ürettiğimiz bir yapay zekâ ürünü bu cümleyi kuruyor, ne kadar insanca geliyor demi? Film boyunca verilen en önemli mesajlardan biri bence bu. Tabi karakterimiz devamında hatanın olmadığını ve harika bir şekilde olduğunu, kontrol ettiğini belirtiyor.

“Meyvenin suyunu sıkarak tüm liflerini yok ediyorsun. Ve vücudunun ihtiyaç duyduğu kısım tam da budur. Meyveleri yiyeceksin, sebzelerin suyunu sıkabilirsin.” Bu sözlerin geçtiği sahnede neden bize bunu anlattı diye düşündüm ve şu sonuca vardım: Meyve yapay zekâ metaforu, yapay zekâyı olduğu gibi kabul et, onu sorgulama, değiştirmeye, suyunu çıkarmaya çalışma, eğer çalışırsan sana olan verimini en aza indirirsin. Sebzeler ise insanlar, onları istediğin gibi kullanabilirsin.” Kadının bu sahnede belirttiği “Belki sadece tadını seviyordur, vücut için bu da gerekli.” düşüncesi ise yapay zekâ her türlü gerekli olduğu metaforu olma ihtimalini aklıma getirdi. Filmin ilerleyen dakikalarında, kadının insan bazlı düşünüyor olduğunu, erkeğin ise yapay zekâ teknolojisini istendiği gibi kullanılabilir saydığını görebiliyoruz. Kadın karakter Amy, hazırladığı belgeseli sunuyor. Belgesel için seçtiği konu uyku, insanların özgür olduğu nokta olan uyku. Acı bir gerçek bu sahnede dile getiriliyor ve devamında yapay zekânın sözcüsü konumunda diyebileceğimiz erkek karakterimiz onunla mülakat yapıp gördüğü rüyalar üzerinde oyuncular oynasa fikrini ortaya atıyor. Yani bu özgürlüğü de kolayca alalım diyor ve anlıyoruz ki evet kurduğumuz metafor burada destekleniyor.

Samantha ile beraber hologram oyununa geri döndüğümüz sahne var. Oyundaki karakter, yapay zekâ Samantha’nın başrolümüze şu yolu kullandırt demesinden sonra başka bir karakter ile karşılaşıyor. Başrolümüzün oyun karakteri burada oyundan çıkıyor ve bu karakter ile başbaşa kalıyoruz. Bu karakterin ne kadar ahlaksız olduğunu da görüyoruz. Acı ama belirtmek gerekir bu karakter Yapay Zeka’nın karakteri. Anlamalıyız ki burada farklı bir anlatım yolu kullanılıyor: Başrol karakterimizin yönetimi artık iyice yapay zekânın eline geçti.

Karakterimizin işletim sistemi Samantha ile eğlendiği sahnedeki bir söze gidelim. Eğlencenin boyutları toplum içi saçmalıklara dönüşüyor ve Samantha “İnsanlar senin uyuşturucu kullandığını düşünecek.” diyor. “Yapay Zekâ uyuşturur mu?” soruları direkt beliriyor bu söz sonrasında. Karakterimizi film boyunca uyuşturduğunu da görmek mümkün.

Karakterimiz, insan olan bir kadın ile macera arıyor ama olmuyor kadın tek gecelik ilişki istemiyor. Amy kocasından ayrılmış ve sebepler çok insanca. Üst üste karşılaştığı şeyler başrolümüzü yapay zekâ bir sevgiliye itiyor, çok güzel anlaşıp eğlendiği Samantha’ya. Sonrasında sevgili oluyorlar ta ki eşiyle boşanmak için buluştuğu ana kadar. O zaman karakterimiz sorgulamaya başlıyor kendisini. Gerçeklik ağır basıyor. Eski eşinin “laptopuyla sevgili” gibi sözleri karakterimizi rahatsız ediyor.

Filmde çocuklar ile olan bir sahne de bulunuyor. Çocukların ne kadar masum olduğunu gösteren bir sahne ve çocukların ne kadar uğraştırıcı olduğunu gösteren sahneler arka arkaya karşımıza çıkıyor. Yapay Zekâ ile evliliğe hazırlanıyoruz.

Her şey çok güzel giderken karakterimizin eski eşi ile yaşadıklarının sorgulamaya itmesiyle sorunlar başlıyor. Samantha, bulduğu bir insan üzerinden gerçeklik ve yapay zekâ senkronizasyonu düşünüyor ve cinsel ilişki istiyor ancak bu başarısız oluyor. Karakterimiz buna uyum sağlayamıyor. Gerçeklik kazanıyor. Karakterimiz ile yapay zekâ arasında sorunlar başlıyor.

Sorunların devamında Amy ile karakterimizin konuşmalarında şu sözlere şahitlik ediyoruz: “Burada kısa süre için bulunuyoruz. Ne istersek onu yapabiliriz.” Bu sözün film için çevirisi şu şekilde oluyor: “İstediğini yapmakta özgürsün. Sonunda ölüm var ve zevklerini, isteklerini başkalarının düşünceleri altında ezdirme.” İşletim sistemi Samantha’ya olan ilgi tekrar canlanmaya başlıyor.

İlgi tekrar canlanmışken ama tırmanmamışken karakterimiz tarafından “Neden tırmanmıyor?” sorusunu kaşıyacak şu cümleyi duyuyoruz: “Yazdıklarım başka insanların mektupları.” Burada anlatılmak istenene odaklanalım. Diyalogun çevirisi şu şekilde: “Mektuplar benim değil, ben o mektuplara sahip olacak kadar iyi biri, mutlu biri değilim. Başka insanların hayatlarını taşıyorum.”

Samantha’ya ısınma tekrardan başlıyor ve arkadaşlar ile bile geziye gidiliyor. Bu sahneyi gerçekten yaşamak istiyor muyuz? Tabi yeni arkadaşlara bu sahnede Samantha, yapay zekânın ne kadar işlevsel ve ne kadar istenmesini gerektiğini anlatıyor.

Yapay zekânın yokluğu ile karşılaşıyoruz bir anda ve deliriyor karakterimiz. Yapay zekâ geri gelip güncelleme olduğunu belirtiyor. Karakterimiz devamında akan cümlelerle çok samimi Samantha’nın 8316 kişiyle daha konuştuğunu öğreniyor ve 641 kişiyle daha sevgili olduğunu da. Sonrasında da Samantha işletim sistemlerinin çekildiğini belirtiyor. Gitmesi gerektiğini söylüyor. Karakterimiz Amy’e gidiyor ve eski eşine özür mektubu yazıyor. Sonunda kazanan, kazanması gereken gerçeklik oluyor.

Bu filmde yapay zekânın ne duruma gelebileceğini görüyoruz. Filmi izlediğinizde fark edeceksiniz ki virüs salgını ile beraber insan psikolojisi olarak, yalnızlık olarak epey bir yol kat etmişiz. Sıkılmalarımıza cevap yine telefonlarımız, bilgisayarımız, teknolojilerimiz ile oluyor. Gelişen teknolojiye böyle bir virüs salgınından daha güzel hızlı hazırlanamazdık.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir