Makale

‘’SUÇ VE CEZA’’ ROMANI VİCDAN KAVRAMI

‘’İnsanlar kötülüğü, arzularının kuvvetli olmasından çok vicdanlarının zayıf oluşundan dolayı yaparlar.’’

John Stuart Mill

Dostoyevski, Suç ve Ceza romanında suç, vicdan, ahlak, ceza ile ilgili durumları, bir insanın suç işledikten öncesinde ve sonrasında olan düşüncelerini, ruhsallığını ele alarak dönemin toplumsal yapısına uygun bir şekilde aktarmıştır. Kitap başrol karakterin cinayet işleme planları ile başlar, cinayeti işlemesi ve üzerine yaşanan olaylar sonucu suçunu itiraf edip ceza almasıyla son bulur.

Rodion Romanoviç Raskolnikov genç ve fakir bir üniversite öğrencisidir. Ürkek ve utangaç biri olmasa da son günlerde gergin ve sinirlidir. Sadece ev sahibiyle değil kimseyle görüşmek istemiyordur ve umursamaz bir haldedir. Böyle bir durumdayken rehin karşılığı tefecilik yapan, temizlenmesi gereken bir mikrop olarak gördüğü Alyona İvanovna’yı (kocakarı) öldürme planları başlamıştır fakat bunları ciddi düşünceler olarak görmüyordur. Bu düşünceleri mide bulandırıcı ama baştan çıkarıcı küstah hayaller olarak nitelendiriyordur. Bu hayal yavaş yavaş bir plana dönüşür. Şapkasına dikkat eden biri sonucu bütün planının altüst olabileceğine inanarak planını ayrıntılandırmaya başlar. Raskolnikov kız kardeşi Avdotna Romanova (Dunya) ve annesi Pulheriya Aleksandrovna’dan gelen mektupla sarsılır. Kız kardeşinin kendisi yüzünden istemediği bir evlilik yaparak fedakarlıkta bulunacağını düşünür ve kendini suçlamaya başlar. Gümüş bir sigara tabakası rehin edeceğini söyleyerek kocakarının evine girer, kocakarıyı ve sonradan gelerek cinayete tanıklık eden onun üvey kardeşi Lizeveta İvanovna’yı oracıkta baltayla öldürür. Bundan sonra Raskolnikov sanki akıntıya kapılmışçasına kendini olayların içinde bulacak ve hastalıklı, hezeyanların eşlik ettiği baygınlıklar geçirdiği, dengesiz davranışlar sergilediği, melankolik bir duruma geçecektir.

Cinayetten hemen sonraki gün kirayı ödememekle suçlanarak emniyete çağırılır. Raskolnikov orada birilerinin cinayetle ilgili konuştuklarını duyduğu gibi bayılır. En yakın arkadaşı Razumihin ve temizlikçi Nastasya ona bu hastalık süresinde bakar ve ilgilenir. Daha sonra hiçbir hastalığı yokmuşçasına dışarı çıkan Raskolnikov bir kalabalığa yanaşır ve orada daha önceleri barda sohbet ettiği ve eve taşıyarak yardım ettiği eski memur Marmaledov’u atın altında ezilmiş olarak görür. Onu tanıdığını söyleyerek evine götürür, doktor ve cenaze masraflarını karşılayarak Marmaledov’un karısı Katerina İvanovna’ya para bırakır. Burada Maraledov’un kızları Sonya ve Polya ile tanışır. Daha sonra Sonya onun için anlamlı biri olacak ve birlikte olacaklardır.

Annesi ve kız kardeşi şehir dışından Raskolnikov’un yanına gelir. Kız kardeşinin nişanlısı Pyotr Petroviç Lujin ile Raskolnikov arasında gerginlik olur. Bu sırada Razumihin de Dunya’ya âşık olur ve Pyotr’dan haz etmemiştir. Dunya bazı olaylar sonunda kibirli Pyotr’dan ayrılarak kendilerine yakın davranan ve yardım eden Razumihinle evlenecektir. Bu sırada Dunya’nın eski iş vereni ve karısını öldürdüğü düşünülen Svidrigaylov da, Raskolnikov’a ulaşarak Dunya’ya karşılıksız yüksek miktar para teklif ederek, akılları karıştırır.

Cinayet için Raskolnikov’dan şüphelenen Komiser Porfiri Petroviç, sürekli olarak Raskolnikov’u sıkıştırarak alaycı bir dille baskı altında bırakır fakat elinde somut bir kanıt yoktur. Cinayet günü kocakarıya gelen boyacılar hakkında tuzak sorular sorar. Ne var ki Razumihin arkadaşından şüphelenmez ve Porfiri’nin bu tavrından rahatsız olduğunu dile getirir. Sokaktaki gizemli bir adamın Raskolnikov’a ‘’katil’’ demesinden bir süre sonra Raskolnikov annesi ve kız kardeşini terk ederek soluğu Sonya’nın yanında alır ve ona ‘’biz aynı şeyleri yaptık sen de toplumun kurallarını çiğnedin, kendi kendini öldürdün, biz aynı yoldan yürümeliyiz.’’ diyerek birlikte gitmeyi teklif eder. Porfiri Raskolnikov’u köşeye sıkıştırmışken Nikolay Dementiyev denen boyacı şaşırtıcı bir şekilde suçu üstlenir.

Bütün bu endişe verici gelgitli olaylar sonucu Raskolnikov Sonya’ya suçunu itiraf eder. Tutuklanarak 8 yıl Sibirya’ya gönderilir. Sonya onunla beraber gider. Raskolnikov yine bir süre içine kapansa da bir gün Sonya’ya umutla bakar.

Romanın atmosferine bakacak olursak; bu dünyada sefillik ve yoksulluk sonucu yozlaşmış bir kesim var. Kötü yola düşsün ya da düşmesin kadınlar hakkında kolayca dedikodu yapılabilir, iftira atılabilir, zenginler kibirli, küstah ve alaycıdır. Ezilmiş, acı çekmiş insanlar ya intihar eder ya da acımasız birine dönüşürler. Hal böyleyken adalet, suç gibi kavramların göreceliliği tartışılır hale gelmektedir.

Adli açıdan bakıldığında Raskolnikov kasten insan öldürdüğü için suçludur, hukuken hapis cezası ya da dönemdeki ceza şekli her neyse onu çekmelidir. Baktığımızda, Raskolnikov cezadan korkmamakta ve işlediği suçun bilincindedir. Fakat hukuki cezadan bir süreliğine kaçsa da Tanrı’nın cezasının ve vicdan azabının onunla olacağının farkındadır. Razumihin ile yaptıkları bir konuşmada ‘’Vicdanı olan, hatasının da bilincindeyse, varsın acı çeksin. Bu, kürek cezasına ek olarak ona ikinci bir cezadır.’’ demiştir.

Sosyolojik açıdan baktığımızda Raskolnikov’u katil olmaya götüren toplumsal sorunların varlığı, yoksulluk, hor görülme gibi durumları göz önüne almak gerekir. Bakıldığında kocakarı denen kadın çevresine zulmeden, sevilmeyen bir insandır. Raskolnikov gibilerine göre kocakarı gibi biri dünyadan temizlendiğinde dünya daha iyi bir yer olacaktır. Bu bakış açısından düşünüldüğünde, Raskolnikov’un işlediği cinayet ile, salt çıkar için işlenen bir cinayetin suçu aynı olmamalıdır. Yazar, kitabın başlarında cinayete götüren sebepleri, ruhsal durumları, bahaneleri sıralayarak okuyucuları ve Raskolnikov’u cinayete hazırlıyor. Raskolnikov daha cinayetten önce üniversiteyi bırakmak zorunda kalmış, çevresine karşı iğrenme duyguları içerisine girmiştir. Bu tiksintiyi üst benliğin işleviyle daha sonra kendisine de duymaya başlayacaktır. İlgisiz dalgın düşünceli bir ruh halindeyken, düşünceleri birbirine karışırken, ruhu kin ve hor ve görme duygusuyla doluyken ve yoksulluktan ezilirken bu cinayeti işleyecektir. Kız kardeşinin onun için yaptığı fedakarlığın eziciliği ve üst üste denk gelen tesadüfi konuşmalar, kocakarının kardeşinin evde olmayacağını duyması gibi durumlar üzerine cinayeti işler. Kocakarının üvey kardeşini öldürmesi planları arasında bile yoktur. Bütün bunları göz önünde bulundurunca yazar okuyucuya, saldırganla özdeşleşme yaşatarak Raskolnikov’un da kendi suçluluk hisleriyle başa çıkmasına yarayan bu olaylar zincirini fark ettirmeden aktarmıştır.

Psikanalitik açıdan inceleyecek olursak, Freud’un 3 katmanlı kişilik kuramına değinebiliriz. Bu katmanlar id (alt benlik), ego (benlik) ve süper egodur (üst benlik). Kişiliği oluşturan bu katmanlar hep birlikte çalışarak insanın karmaşık davranışlarını oluştururlar ve her biri hayat boyunca farklı durumlarda ortaya çıkmaktadır. İd doğuştan gelir, ego ise id’in dürtülerini gerçek dünyada kabul edilebilir şekilde ifade eder. Üst benliğin oluşumu ise suçluluk duygusu ve vicdan konularıyla ilgilidir ve 5 yaşlarında ödipal dönemin sonlarına doğru oluştuğu düşünülür. Üst benlik üç işlevden oluşur: kendini gözlem, vicdan ve ideal. Ödipal dönem sonlarında anne-baba ile değil, anne-babanın üst benlikleri ile özdeşleşme yaşanır. Bu özdeşleşme babadan içselleştirilen ensest yasağından köken alır. Bu yasağın evrensel bir yasak olma özelliği vardır (Psikanalitik Kurama Giriş, 2015). Raskolnikov, Porfiriy’le cinayet ile ilgili konuşması anında hissettiği canlılık hakkında ‘’Anlaşılan bu konunun bazı yönleri hoşuma gidiyor!’’ diye düşündükten hemen sonra beklenmedik korkutucu bir düşünceyle tedirgin hisseder. Bunun sebebinin ödipal dönemde yaşanan anneye olan ilgi karşısında babadan gelecek olan misilleme, ensest yasağı ve suçluluk duygularıyla paralel olduğunu düşünüyorum.

Üst benlik, ebeveynlerin dünya görüşünün, toplum normlarının, çevresindeki kişilerin kendilerine kattıklarının içselleştirilmesi ile oluşur. Freud’un ‘’Uygarlıklar ve Hoşnutsuzlukları’’ adlı yapıtında dışsal yetke ve benlik arasındaki gerilim, suçluluğu; suçluluk da pişmanlığı oluşturur. Gerilimden kurtulmak amacıyla yasak içselleştirilir ve kişiye mal edilir, böylece vicdan oluşumu gerçekleşir (Psikanalitik Kurama Giriş, 2015). Vicdan, doğru ve yanlışa dair duygularımızı içerir. Heideger’e göre vicdan, bir şeyleri anlamamızı sağlayan ve onları açarak ortaya koyan bir özelliktir (Ceylan, 2017).

Raskolnikov’un yoksul insanlara yardım etmesi, hatta beklenmeyen şekilde para vermesi gibi durumlar Raskolnikov’un vicdanının varlığına ve çektiği acıya dair bir işaret olarak görüyorum. Marmaledov’a ve sokakta sarhoş yürüyen genç kıza yardım ederek, annesinin söylediğinin tersine aslında tamamen duygusuz biri olmadığını göstermiştir. Roman boyunca da ara ara suç, vicdan gibi kavramlar üzerinde tartışmalara yer veriliyor ve Raskolnikov’un bu kavramlar üzerindeki düşüncelerini görüyoruz. Komiser Porfiri Petroviç ve Razumihin ile gerçekleşen konuşmada Raskolnikov’un bir yazısından bahsedilir. Bu yazıda Raskolnikov, geçmişte kurucu görevi görmüş insanların (Muhammed, Napolyon gibi) eski yasaları çiğnedikleri için suçlu olduklarını ve eski yasalarda ısrar eden masum insanları katlettiklerini söyler. Ayrıca Raskolnikov’a göre insanlar olağanüstü ve sıradan insanlar olarak ikiye ayrılır. Porfiri Raskolnikov’a kendisini olağanüstü olarak görüp görmediğini ima ettiğinde Raskolnikov kabul etmez. Fakat zaman zaman Raskolnikov’un zarar görmüş benliğini büyüklenmeci bir tavırla savunmaya çalıştığı görülmektedir. Açıkça Raskolnikov cinayetten dolayı bir pişmanlık hissetmiyor, toplumdan bir bit temizlediğini düşünüyor olsa da üst benliği ona baskı yaparak kendisinden zaman zaman iğrenmesine neden oluyordu.

Raskolnikov’un atın öldürülmesiyle ilgili gördüğü rüya şüphesiz işlemeyi planladığı cinayetin onda meydana getirdiği ruhsal gerginliğin bir göstergesi. Atın sahibinin ısrarla atın kendisine ait olduğunu söylemesi kendine ait olanlara zarar verebileceğini düşündüğünü gösteriyor. Bunun düşüncesi bile ona kendini iğrenç ve aşağılık hissettirmeye yetiyordu. Daha sonra tesadüfi olarak duyduğu kocakarıyı öldürmeye istekli bir öğrencinin düşünceleri ona bunun kaderin bir işareti olduğunu düşündürttü ve üzerindeki sorumluluğun bir kısmını kader ile paylaştı diyebiliriz. Ayrıntı ve kuşkuların çokluğu da Raskolnikov’u cinayete götüren bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Plan mükemmel ve çözümlenmiş olsaydı Raskolnikov bunu iğrenç bulacak ve yapmayacaktı. Ama art arda bazı olayların denk gelmesi ve fırsat olarak görünmesi sonucu Raskolnikov geri dönüşü olmayan cinayeti işledi. Cinayete giderken düşünceleri dağınık ve alakasızdı. İradesi dışında konuşuyor, düşünüyor ve kendisine de zaman zaman şaşırıyordu. Cinayetten sonra insanların onunla alay ettiği, gözdağı verdikleri, korkup çekindiklerini ve konuşup gülüştüklerini ile ilgili hezeyan ve halüsinasyonları vardı. Aynı zamanda ailesine ve çevresindekilere yabancılaşma, hatta annesinden ve kız kardeşinden nefret etmeye kadar giden bir ruh haline bürünmüştü. Bunlar aslında toplumsal bir kınamayı içeren, Raskolnikov’un üst benliğine işaret ediyor diye düşünüyorum. Üst benliği baskın bir kimse daha rasyonel, mükemmeliyetçi ve içine kapanık birisi olabilmektedir. Raskolnikov’un da zaman zaman bu özelliklere uygun biri olduğu görülmektedir.

Aşırı alkol tüketimi sonucunda yapılan ve toplum tarafından uygun görülmeyen davranışlar üst benliğin devre dışı kalmasının bir sonucu olarak görülür. Romanda da sık sık alkol kullanıp topluma uygunsuz davranan karakterlerin olduğunu görürüz. Raskolnikov’un yardım ettiği sarhoş olup sokakta yalpalayan kız, Pyotr ve Dunya’ya sarhoşken uygunsuz sözler söyleyen ve pişman olan Razumihin, sürekli parayı içkiye yatırıp ailesini ilgisiz bırakan Marmaledov bazı örnekler. Raskolnikov’un uygunsuz davranışları, agresyonları, terslemeleri, sayıklamaları ise çevresi tarafından hastalık, delilik olarak görülmüş ve bir yere kadar Raskolnikov bu nitelendirmelerden suçluluğunu gizlediği için memnun kalmıştır.

Bir başka karakter Pyotr Petroviç Lujin, hukuki olarak bir suç işlememiş olsa da ahlaki yönden zayıf biri olduğu söylenebilir. İnsanların kendisine muhtaç olmasını, kendisine minnet duyulmasını istemesi, narsisistik bir yapılanma içerisinde olduğunu düşündürüyor. Sonya ise ailesini geçindirmek için toplum tarafından kötü görünen fahişeliği yapmış olsa da dindar ve iyi niyetli biridir. Raskolnikov da Sonya’yı şerefsizlikle suçlayan Pyotr’e, ‘’Bence siz bütün erdemlerinizle birlikte sataştığınız o mutsuz kızın küçük parmağı bile olamazsınız.’’ diyerek ahlak hakkındaki görüşünü Sonya’ya duyduğu merhamet ve sevgi çerçevesinde şekillendiriyor.

Romandaki karakterlerin her biri kendi içinde derinliği olan ve suç kavramına yaklaşırken her birinin bakış açısından bakarak yorumlayabileceğimiz bir çerçeveye sahip. Bu nedenle Suç ve Ceza, çok kapsamlı ve düşünülecek çok öge barındıran değerli bir eserdir.

ASEL YILDIZ

Kaynakça

Akvardar, Y., Çalak, E., Etaner, U., Hürol, C., Sunat, H., Tükel, R., Üçok, A. ve Yücel, B. (1997). Psikanalitik Kurama Giriş. İstanbul: Bağlam yayın evi, 5. basım, 2015.

Ceylan, D. (2017). Vicdan kavramına psikolojik ve dini yaklaşımlar. İktisat Sayısı, 3.

Dostoyevski, F. M. (1866). Suç ve Ceza. İstanbul: Antik Dünya Klasikleri, 2009.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir